Ağlamayı bırakalı tam 9 yıl
olmuştu. Gözlerinden silmiş atmıştı yaşları o karanlık günde. Bir sonbahar
günüydü. Öğle vaktini gösteriyordu saatler. Okula gidiyordu. Sabahçı değildi.
Öğlenciydi Melek. Annesini öptü evden çıkmadan. Ama babası işte idi. Görmemişti
babasını. Sadece babası uyandırmadan kızına bakmıştı odasının kapısından.
Karşıdan karşıya geçiyordu. Görmemişti o çok sevdiği kırmızı rengi. Çıktı yola. Bilmiyordu karşıdan gelenin
üzerine geldiğini. Siyah kirli bir çizgi çizdi acı bir fren sesiyle. Bir
sessizlik oldu sonra. Çığlık yükseldi ardından. Melek düşmüştü yere. Akan kan
değildi sanki. İçinin güzelliğiydi adeta. Kapalıydı gözleri. Açmıyordu. Annesi
bağırıyordu. Ama duymuyordu Melek. Ambulans geldi. Aldı Onu. Götürdü hastaneye.
Babası habersizdi olaydan. Telefonu çaldı birden. Arayan komşusu Nuri Bey idi.
Hızla fırladı yerinden koştu hastaneye. Kızına ulaşmak istedi. İzin vermedi
doktorlar. Göremezdi onu. Yoktu artık çünkü. Yıkıldı Mahir. Dizleri üstüne
çöktü. Ağladı o gün son defa. Bir daha da ağlamadı. Hiçbir şey onu ağlatamadı.
Karısıyla tek çocuklarıydı. O
günden sonra eksik kalmıştı Nermin ile Mahir. Her şey çok değişmişti sanki.
Farklıydı artık. Akmıyordu musluktaki su. Güneş sanki onların evine doğmuyordu.
Karanlıktı yirmi dört saat dünyaları. Nermin normalin ötesindeydi artık.
Buralarda değildi düşünceleri. Mahir ayakta durmaya, destek olmaya çalışıyordu
karısına ama olamıyordu. Çünkü kendisi de desteğe ihtiyaç duyuyordu.
Düşünemiyordu eskisi gibi sağlıklı, her şey boştu artık gözünde. Nermin de
günden güne uzaklaştı ondan. Evlilikleri yokmuş gibi vardı. Nermin’in bu durumu
karşısında o da ne yapacağını bilmiyordu. Karısı günden güne kötüleşiyor akli
dengesini yitiriyordu. Mahallenin küçük kızlarını eve getiriyor, onlarla oyunlar
oynuyordu. “Melek” diye çağırıyordu onları.
Mahir bir doktora baş vurdu.
Endişeleniyordu karısı için. O onun tek yoldaşıydı. Öyle olmasını istemiyordu
hiç, kendine gelmesini hayata tutunmasını istiyordu. Hem Melek’te böyle istemez
miydi?
Nermin iyice kötüleşti. O günden
bu yana tam 5 sene geçmişti ama alışamamıştı. Hem neye alışacaktı ki? Alışılır
mıydı buna? Biricik yavrusunu bekledi belki gelir diye yıllarca. Gelmedi.
Gelemedi. Sonunda karar verdi Nermin. Kızına kavuşacaktı. Hastanenin
pencereleri onun için yapılmıştı sanki. Açtı pencereyi. Melek karşısındaydı. Yağmur
yağıyordu. Yüzüne vuran damlaları kızının öpücükleri sandı. “Hoş Geldin Kızım”
dedi. Kızına sarılmak için bir adım daha attı. Boşluktaydı ayakları. Ama o
sanki yere basıyordu. Kucakladı kızını, sımsıkı sardı, dördüncü kattaki
odasının penceresinden, yere düşmeden hemen önce.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder