Koltuğuna uzanmış kitap okuyordu.
Sıradan bir geceydi. Her akşam yaptığı gibi önce köpeği Maksi’ nin yemeğini
vermiş, daha sonra kendisine orta şekerli bir akşam yemeği hazırlamıştı.
Akşamları çok yemek yememeye dikkat ederdi. Haşlanmış tavuğun yanında bir
bardak su ve birazda kepekli ekmek yedi. Yemeğin üstüne bir bardak sodayı
içmeyi ihmal etmez sağlığına özen gösterirdi Mahir. Genelde yalnız olur, klasik
müzik eşliğinde kitap okurdu. Günün getirdiği yorgunluğu böyle atardı.
Akşamları hafif bir yemek, sürükleyici bir roman ve klasik müzik.
Kapı çaldığında saat 21.30’du.
Komşusu Dila Hanım gelmişti. Oğlunun ateşlendiğini ve kimseye gidemediğini,
aklına ilk kendisinin geldiğini söyledi. Tereddütsüz fırladı Mahir evden.
Çocuğu kaptığı gibi atladı arabasına. Hastanenin acil servisine geldiklerinde
çocuk yanıyordu ateşten. Hemen doktor geldi. Çocuğu servise aldılar. İğne
vuruldu. Birkaç saat hastanede kaldılar. Doktor sevindirici haberi verdi. Çocuk
iyiydi. Mahir bir oh çekti. Dİla Hanım Mahir’e teşekkür etti. Durgun yaşantısına uygun değildi bu
koşuşturmalar. Sakin bir adamdı. “Önemli değil” dercesine kibarca kafasını
eğdi.
Saat gece yarısını çoktan
geçmişti eve geldiklerinde. Sabah işe gitmek zorunda olan ve geç saatlere kadar
pek oturmayan Mahir’in uykusu gelmişti iyice. Dila Hanım’ın nazik davetini geri
çevirdi hiç istemeden. Kahve içmeyi sevmesine rağmen.
Devamı ertesi gün eklenecektir...
YanıtlaSil